İnsanoğlunun binlerce yıldır karşı koyamadığı geleceği merak etme duygusunun adeta taşlaşmış hali olan Apollon tapınağını, Aydın’ın turistik ilçesi Didim, Yenihisar’da (eski adıyla Yoran) ziyaret edebilirsiniz. Apollon Tapınağı antik çağın yedi harikasından biri olan Miletos’taki Artemis tapınağı kadar tanınmasa da aslında neredeyse onun kadar önemli bir kalıntı. Hatta Artemis tapınağından çok daha iyi durumda olduğu için daha görülesi bir yer Apollon Tapınağı. Ancak bu bölge antik bir yerleşim yeri olmadığı, sadece kutsal bir bölge olarak kullanıldığından, çevresinde Efes antik kentindeki kadar gelişmiş bir şehrin kalıntıları yok. Burası sadece kehanet merkezi olarak kullanılmış.
Bu tapınağa Miletos’tan 16 km’lik kutsal olduğu düşünülen bir yol geliyormuş ve bu yolun son 2 km’si aslan heykelleri ve tapınağın bakımından sorumlu olan Branchidler ile dönemin önemli şahsiyetlerinin heykelleriyle süslüymüş. Ancak şu an bunları göremiyoruz malesef çünkü 1800’lerde Türkiye’ye gelen Newton adındaki bir arkeolog tarafından İngiltere’ye kaçırılmış ve şu an British Museum’da sergileniyor bu heykeller.

İnsanlar Miletten buraya gelene kadar bu yol üzerinde kurbanlar kesiyor, yoldaki bazı noktalarda molalar vererek ayinler ve ilahiler eşliğinde 4 günde bu kutsal yolu tamamlayıp yolun sonundaki bu tapınakta gelecekleri hakkında kehanette bulunulmasını talep ediyorlarmış kahinlerden.
İkizlerin Tapınağı
Tapınağın bir diğer adı da Didymaion yani ikiz. Aramice Tomae’den (yine ikiz) geliyor. Bu tapınağın ikizle bağlantısı ise Apollon ve Artemis’in ikiz kardeşler olması. Bu yüzden de burası Artemis tapınağının bir benzeri hatta eşi olarak düşünülmüş ve yine bu yüzden bu bölge Didymaion olarak geçiyor yani Didim’in eski Yunandaki adı. İkiz kavramı pagan kültür için çok önemli, Castor-Pollux, Romus-Romulüs hatta İsa-Apollonius gibi!!

Devasa sütunların bulunduğu giriş bölümüne gelen denize açılacak tacirler ya da savaşa girecek komutanlar, öncesinde kutsal suyla temizlenen kurbanlarını tapınağa sunup kendi gelecekleri ile ilgili kehanet talep ediyorlarmış. Sunulan kurban olacak hayvan öncelikle kutsal suyla yıkandığında hareket etmezse Apollon’un kurbanı kabul etmediği, hareket ederse de kurbanı kabul ettiği düşünülüyormuş ve kehanet talebi ancak bu durumda karşılanıyormuş.

Miletos’taki Artemis tapınağı ve Samostaki Hera tapınağı ile birlikte antik dünyanın en büyük 3 tapınağından biri olan Apollon tapınağı M.Ö. 800’lerde Miletos, Efes ve Priene gibi İyonya kent devletlerinin kehanet merkezi olarak inşa edilmeye başlanmış ancak kimi zaman savaşlarda talan edildiği, kimi zaman da depremler yüzünden yıkıldığı için hiç bir zaman tamamlanamamış ama yine de yüzyıllar öncesinden gelen görkemini bugün bile koruyor.

Bu görkemini, Apollon ve Artemis ikiz kardeş oldukları için antik çağın 7 harikasından biri olan Artemis tapınağının benzeri olarak planlanmasına borçlu olan Apollon tapınağı temel olarak iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm devasa sütunların bulunduğu giriş bölümü ve bu bölümde halk kehanet için geldiğinde kurbanlarını ve hediyelerini tapınağa sunuyor. Diğer bölüm ise halkın asla giremediği sadece rahiplerin ve görevlilerin girebildiği ve kahinlerin ya da tanrının gelinleri diye bilinen Pityaların (Cybill de deniyor) bulunduğu bölüm. Bu bölüm temenos şeklinde, etrafı yüksek duvarlarla ve üstü açık olacak şekilde yapılmış ve kahinler yani pityalar kendilerine ayrılmış bu temenosta bulunan daha küçük sütunlarla çevrili bir tapınakta, muhtemelen fay kırıklarından gelen termal bir suyun başında, üç ayaklı taburelerde oturarak kükürtlü ve halüsinojenik gazlar içeren sıcak su buharının etkisi ile kendilerinden geçerek gelecekle ilgili kehanetlerde bulunuyorlarmış. Bu manzara Matrix filmindeki kahinin 3 ayaklı taburesini ve Azınlık Raporu filmindeki kahinlerin suyun içinde yaşıyor olmalarını hatırlatıyor biraz.

Kahinlerin bulunduğu daha küçük sütunlarla çevrili bir bölümde ise Apollon’un 4-5 metrelik ve bronzdan yapılmış bir heykeli, Perslerin Mileti ele geçirdikleri MÖ 494’teki Lade Deniz savaşından sonra Perslerin başkenti Ekbatana’ya kadar taşınmış. Yerli halk için çok büyük bir öneme sahip olan Apollon’un kaçırılan heykeli daha sonra İskender tarafından kaçırıldığı yerden getirtilmiş ve bundan sonra İskender Apollon’un oğlu lakabını almış.
Tanrıların Gelinleri

Tanrının gelinleri olarak görülen kahinlerin yani Pityalar ya da Sibiller’in bulunduğu bölüme yalnızca rahip ya da rahibeler girebiliyor, halk ise sadece kurbanını sunduğu devasa sütunların olduğu ilk bölüme kadar yaklaşabiliyormuş. Kahinlerin olduğu bu geniş bölüme cella deniyor yani tapınağın kalbi. Sibil ya da Pityaların defne yaprağı çiğneyip ya da defne tütsüsünün dumanını soluyarak kendilerinden geçerek, tanrıdan geleceğe dair haber aldıkları yer de burası. Ve inançlarına göre dünyanın merkezi olan Cella’nın ortasındaki kuyudan yani aslında fay kırığının olduğu yerden pitya ya da sibillere geleceği fısıldıyor tanrı Apollon.
Bu kuyuya bir meteorun düştüğüne ve o yüzden buranın kutsal bir yer olduğuna inanılıyor. Birçok kültürde olduğu gibi kaya, mağara ya da kuyu gibi doğal oluşumların kutsal sayılması hatta dünyanın merkezi kabul edilmesini burada da görüyoruz. Aslında bu tapınak bir fay hattının üzerine kuruluyor. Bu fay hattındaki bir kırıktan yüzeye çıkan sülfür ve çeşitli gazlarla karışmış olan su kehanette bulunan rahibeler tarafından solunarak transa geçiş hızlandırılmış oluyor.
Geleceği Bilen Pityalar
Peki kahinler nasıl biliyor geleceği? Herhalde bilmeseler ya da biliyor gibi görünmeseler yüzyıllar boyun ayakta kalamazdı bu tapınak. Kehanetler hexagram yani altı cümleden oluşan şiirler şeklinde veriliyor ve bu kehanetler nereye çekersen oraya gelecek şekilde muğlak anlamlarda ve kehanetle alakalı bir olay olduktan sonra tapınağı haksız çıkarmayacak şekilde hazırlanıyor.
Örneğin Lidya kralı Kroisos yani bizim bildiğimiz ismiyle Karun da buraya Farslarla gireceği savaştan önce geliyor ve kendisine kehanet olarak büyük bir krallığın yıkılacağı söyleniyor kahinler tarafından ama o kendi üzerine hiç alınmadan yıkılacak olan krallığın Fars krallığı olacağını düşünerek savaşa giriyor ve savaşın sonunda kendi krallığı yıkılıyor. Böylece kahinler yine yanılmamış oluyor!
Apollon Mitolojisi
Aslında bir Anadolu tanrısı olan Apollon’un kökeni Hititlerdeki Apulunas’a kadar gidiyor. Neredeyse tüm Yunan tanrı ve tanrıçaları gibi doğudan gelmiş Apollon da. Yunanistanda müzik, şiir, sanat tanrısı olan Apollon, Tanrıların tanrısı Zeus’un Leto’dan olan çocuğu. İkiz kardeşi ise ay tanrıçası olan Artemis. Güneş ve ateşin tanrısı olduğu için sarışın olarak betimleniyor Apollo heykel ve resimlerde . Aynı zamanda da kehanetten sorumlu olan Apollon ayrıca çobanların ve sürülerinin koruyuculuğunu da yapıyor. On parmağında on marifet.
Tapınağın hikayesi ise kısaca şöyle: Apollon bir gün Brankhos adında bir çobana rastlıyor ve çobanın dürüstlüğünden çok etkilenip ona kehanette bulunabilmenin sırlarını veriyor ve bu çoban bugün Apollon tapınağının bulunduğu yerde defne ağaçlarının ve bir su kaynağının olduğu yere tanrısal sırları ve kehanetleri insanlara aktarmak için tapınağı inşa etmeye başlıyor ama ne inşa, yüzyıllar boyunca bitirilemiyor. Tapınaktaki görevliler uzun bir süre boyunca yalnızca, tapınağın kurucusu olduğu düşünülen Brankhosun soyundan gelen Brankhidlerden oluşuyor bu yüzden de Miletten buraya gelen kutsal yol Brankitlerin heykelleri ile süslenmiş.

Heredota göre, Brankhidler M.Ö. 494’teki Lade deniz savaşından sonra Pers istilası sırasında Tanrıları Apollona sadakatsizlik gösterip ne var ne yok Perslere veriyorlar. Pityaların kehanet yaptıkları yerdeki tunçtan yapılmış devasa Apollon heykeli de dahil olmak üzere… Ve bu devasa heykel zamanın Pers başkenti Ekbatana kadar götürülüyor ta ki İskender Persleri 150 yıl sonra yenip heykeli tekrar yerine getirene kadar. İskender bu yüzden yöre halkı tarafından çok seviliyor ve Apollon’un oğlu ünvanını alıyor. Tapınak son şekline de İskender zamanında kavuşuyor ama yine de inşası tamamlanamıyor.
Marcus Aurellius dönemine kadar bu tapınak oldukça aktif olarak kullanılmış ama Hıristiyanlığın yükselmeye başlamasıyla 3. yy’dan itibaren önemini yitirmeye başlamış. Gotların istilaları nedeniyle tapınak kale haline getirilmiş. Bulunan bir yazıta göre ise istila sırasında içeride kalanlar susuzluk çektiği bir sırada Apollon yerden bir pınar fışkırtıyor. Bu hikaye de yine içeride kehanette bulunulan Oracle bölgesindeki (Naiskos) kuyu ile alakalı bir anlatım olabilir.
Medusa ve Gorgonlar

Medusa kendisiyle göz göze geleni taşa çeviren ve Yunan dünyasındaki yeraltı dünyasının Gorgolar olarak bilinen 3 canavar kardeşinden biri. Antik dönemde birçok önemli yerde ve kutsal mekanda o bölgeyi korumaları için Medusa heykelleri ya da figürleri kullanılmış. Buradaki kullanım amacı da yine aynı. Hatta o dönemde askerlerin kalkanlarında da askerleri korumaları için Medusa resimleri ve kabartmaları kullanılmış.
Tapınağın içindeki ortadan ikiye ayrılmış meşhur Medusa başı ve sütunların ayaklarında bulunan diğer Medusa başları ise tapınağı korumaları için yapılmışlar. Medusa başları Yere batan Sarnıcı gibi birçok yerde de aynı amaçla kullanılmış.
Didim’e yolunuz düşerse bu inanılmaz zengin tarihli ve neredeyse tüm heybetiyle ayakta duran Apollon tapınağını ziyaret etmenizi şiddetle tavsiye ederiz.

Yorum Yazın