
Nairobi’den Masai Maraya araçla gitmek yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Aslında çok uzak değil 260 km civarı ama hem Nairobi’den çıkmak baya uzun sürdüğü hem de Kenyada 80 km hız limiti olduğu için ve verilen molalarla yol baya bir uzuyor.

Şimdiye kadar hep belgesellerde gördüğümüz ya da duyduğumuz , insanlığın dünyaya yayılmış olduğu ve kuzeye doğru 6000 km uzunluğundaki Büyük Rift Vadisi aynı zamanda dünyanın en büyük fay hattı, çevresinde inanılmaz canlı habitatları bulunduruyor. Daha derinlere girdikçe daha iyi anlıyoruz yaşam çeşitliliğini ve bolluğunu

Nairobiye indiğimiz sabahın gününde Kenyanın başkanlık seçimleri vardı ve sıkıntılı bir seçim süreciydi, öyle ki sadece seçimden sorumlu olan bakanın parmak iziyle açılabilen seçim sisteminin bilgisayarına sızmak için bakanın parmağını kesip cesedini yol kenarına atmışlar.
Seçim tansiyonu sokaklarda oldukça yüksek ve aslında Kenyada olmak için çok yanlış bir zamandı ama uçak biletlerini 7 ay önceden almış olduğum için yapacak bir şey de yoktu. Nairobi’deki en bilinen slum olan Kiberaya da slum biraz karıştığı için giremedik, aslında Nairobide görülmesi gereken yerlerin başında geliyordu bize göre ama şanssızlık işte. Ana yolların kenarlarında kamyon lastiği yığınları yakarak seçimi protesto eden gruplar vardı daha seçim sonucu açıklanmadan (çünkü nasıl sonuçlanacağını biliyorlardı ve beklendiği gibi oldu başkan Kenyetta yine kazandı !!!) Bu arada lastik yığınlarını bazen yolu kapatmak için kullanıyorlarmış, neden mi ? arabaları soymak için!!! 🙂 ama çok paniğe gerek yok safari araçlarının hepsinde telsiz olduğu için yollar ne durumda kapalı mı değil mi şöförler sürekli birbirlerine bildiriyorlar. Tabi son gün Amboseli’den Nairobi’ye dönerken bizim aracın telsizinin bozulması da bize unutulmaz anlar yaşattı yaklaşık 7 saat boyunca 🙂 o da ayrı bir macera…
Bu arada Kenyalılar su gibi kahve içiyorlar ve kahveleri gerçekten muhteşem bizim burda içtiğimiz çamurlarla alakası bile yok en izbe yerde bile içseniz…

Kampa ilk yerleştiğimiz günün akşam üstü, yakınlardaki bir Masai Köyünü ziyaret için yola çıktığımızda, Büyük Beşliden kendi yaşam alanında görmüş olduğumuz ilk hayvandı yukarıdaki fil ve gerçekten çok güzel bir histi ama Masai köyünde yerli halkla beraber vakit geçirmek anlatılamayacak kadar güzel bi deneyim oldu bizim için… Yaşam ortamlarının sağlık koşulları iyi olmasa da ilkel ama mutlu hayatlarını az da olsa deneyimleyebilmek ve içlerindeki o sıcaklığı hissetmek köklerimize dönmek gibi bir deneyimdi.
Masai köyünün otantikliğini ve sıcaklığını hissetmeniz için ellerinden geleni yapıyorlar Masai yerlileri. İzlediğimiz en orjinal şey ise çubuklar ve pala yardımıyla ateş yakma çabalarıydı, bir yerden sonra çakmak vermeyi de düşündük ama sonunda çubuğun ucunda dumanı gördüğümüzde pek de beklemediğimiz şey gerçekleşmiş oldu çünkü beceremeyecek gibilerdi 🙂

İlk günü Masai köyünü ziyaretle bitirdik çünkü kampa zaten saat 3 gibi varabilmiştik, ilk safarimizi ertesi günün sabahında gerçekleştirecektik. Kampa geri dönerek odamıza daha doğrusu çadırımıza yerleştik ve kafamıza en çok takılan şey olan çadırda kalmanın değerli eşyalar vs açısından ne kadar güvenli olacağı sorusuydu ki ,kampın resepsiyonundaki kilitli bir odada bulunan herkes için ayrılmış olan şifreli kilitler içimizi baya rahatlattı. Ne var ne yok hepsini kilitledik ve yemekten sonra kafamız rahat bir şekilde güzel bir uyku çektik.

Bu arada Afrikanın ortasında kampta nasıl yemeklerle karşılaşacağımız konusunda da baya şüpheliydik ama yemekler hem mükemmel lezzetliydi hem de çeşit çok fazlaydı. Hatta safariye çıkarken kahvaltı edemiyorsunuz tabi baya erken çıkıldığı için ama kamptan öğle yemeğiyle birlikte çantaya konulmuş şekilde aldığınız kahvaltı bile aperatif olarak hazırlanmasına rağmen hiç fena değildi.
Savananın ortasında sizi dışarıdaki vahşi yaşamdan sadece kalın bi bez ve laf olsun diye yapılmış bir kapıyla ayıran çadırda geceleri dışarıdaki hayvan sesleriyle uyumak anlatması gerçekten zor bir deneyimdi. Birkaç defa gecenin bir vakti ASLAN KÜKREMESİYLE !!! uyandık . Tabi Afrika ve safari deyince hala aklıma ilk gelen olaylardandır kendileri 🙂 Müthişti !!!!
İlk birkaç gün lodgeların arasında palalarıyla gezen devriyeler olmasına rağmen çadırda uyumak biraz ürkütücü olabiliyor, sonuçta sabaha kadar devriye atacaklar mı uyuyamı kalacaklar ya da yatağa akrep mi çıkacak içeri maymun mu girecek emin olamıyorsunuz(Ki bi akşam yemekten lodge’a dönerken irice bir maymunun etrafı kolaçan ede ede yanımızdaki lodge’un önündeki fermuarı açarak içeri girdiğini gördük ). Ama bikaç gün sonra aylardır çadırda yaşıyormuş gibi zaten bütün günün yorgunluğu da üzerinizde olduğu için hiç yadırgamadan yatağınızın üzerine tülünüzü çekip bikaç dakika içinde hayvan seslerini dinleyerek uyuyakalıyorsunuz.
Videoda da gördüğünüz gibi lodgelar baya konforlu, ne isterseniz var hemen hemen bir otel odasında kalıyormuşsunuz gibi, sadece duvar yerine kalınca bir tente var 🙂 odalar her gün yine otel odaları gibi gezilip böcek ilacı vs eksikleri tamamlanıyor Bu arada böcek ilacı gerçekten önemli bir mevzu geceye ilaçsız girmemek gerekiyor ki Amboseli’de karşılaştığımız tatsız deneyim Amboseli yazıma kalsın.
Çadıra girdiğimizde gözümüze çarpan ilk şey kampta leopar görülmüş olduğunu belirten uyarıydı ki özellikle geceleri çadıra dönerken dikkatli olunması, hele elektrik yokken zorunlu olmadıkça dışarıda gezilmemesi gerektiğini net bir şekilde belirtmişti arkadaşlar. Kamptaki neredeyse tek sıkıntılı mevzu elektrikti ama diğer kamplarda da bu şekildeymiş, sadece belirli saatlerde elektrik veriliyor, akşam 6.00 – 10.00 arası sabahta 6.00 – 8.00 arası… Aslında bütün gün yorulduğunuz için 10.00 dan sonraya pek ayakta kalamıyorsunuz ama gece tuvalet vs. için kalkmanız gerekirse elektrik biraz problem oluyor. O yüzden safariye çıkarken güçlü bir feneri götürmeyi unutmamak gerek çünkü tüm kamplar elektriği jeneratörle sağlıyor ve hepsi belli saatler arasında elektrik verebiliyor tabi bir de arada arıza yapıyor jeneratörler ama arıza yaptı diye de uzun sürmüyor elektrikli saatler…. ama hepsi önemsiz problemler hatta elektriksiz yaşamak bir yerde güzel de oluyor, günlük hayatta unutmuşuz nasıl bir şey olduğunu elektriksiz yaşamanın. Derin bir sessizliğin içinde sadece rüzgar ve vahşi yaşam sesleri…
İlk safarimiz Masai Mara’ya varışımızın ertesi günü kahvaltıdan sonra başlamıştı, kahvaltıdan önce çıkabilmek için fazlasıyla yorulmuşuz önceki gün. (Bu arada “Safari” kelimesi muhtemelen bizim bildiğimiz Arapça gezi anlamındaki “sefer” kelimesinden geliyor, çünkü Kenya’da hiç tahmin edemeyeceğimiz kadar fazla Arapça kelimeyle karşılaştık, “silah” kelimesi de bunlardan biri örneğin. Swahili dilinde de “silah” olarak kullanılıyor…
Safariye erken saatte başlamak aslında önemli çünkü hayvanlar erken saatlerde avlanmaya başlıyorlar ama biz yol yorgunluğu yüzünden ilk safarimizi kahvaltıdan sonraya bırakmak zorunda kalmıştık. Buna rağmen ilk gün baya şanslıydık ki çok yakından çok güzel bir leopar görme şansı yakaladık daha bir saat olmadan safariye çıkalı.

Bazı hayvanları görmenin zor olduğu söylenmişti hatta hiç görmeme şansımız da varmış ama safarinin başlamasından yaklaşık yarım saat sonra çalıların arasında çok görülmeyen bu güzelliği görmüştük ve bi 10 dakika kadar beklediğimizde çalıların arasından tamamen çıkarak adeta bize uzun uzun poz vermişti. O kadar güzel ve temiz görünüyordu ki insanın evcil hayvan gibi kürküne dokunası kedi gibi oynayası geliyor 🙂
Bazı hayvanlar ciddi anlamda çok fazla, savanah Öküz Başlı Antilop ve İmpala çiftliği gibi, o kadar çoklar ki bi yerden sonra görmek yolda kedi görmek gibi geliyor. Ama bazılarını da (çita ya da leopar hatta Gergedan gibi) gerçekten görmek zor ki bunu gün geçtikçe anlıyorsunuz.
Genel olarak Büyük Beşli hayvanlarını görmek biraz şansa kalmış gibi hele zamanınız kısıtlıysa, biz 7 gün ayırdığımız için safariye hepsini görme şansını yakaladık ama çitayı yine de çok yakından göremedik, biraz uzakta ve akşam üstü büyük bir akasya ağacında yavrularıyla oynarken aşağıdaki kareyi yakalayabildim. Dikkatli bakılırsa sağ alt köşede iki yavrunun yede oturduğu görülebilir. Büyük Beşlide Bufaloyu bolca görebilirsiniz, en tehlikeli hayvanlardan bu arada bufalo, en çok insan ölümüne sebep olan hayvanlardanmış Afrika’da… tabi muhtemelen sivrisinekten sonra… dikkat etmek lazım…

Kenya’nın sadece vahşi hayvanları değil ağaçları ve bitkileri yani florası da inanılmaz çeşitli, hiç alışık olmadığımız bitkilerin yanı sıra, gelip birisi eliyle süslemiş gibi görünen aşağıdaki gibi çok farklı ağaç türlerine sahip.
Masai Mara’da daha fazla zürafa görmeyi bekliyorduk ama Amboseli’de gördüğümüz kadar fazla değildi. İki çeşit zürafa var Masai Mara’da biri Nairobi’de elimizle besleme şansını yakaladığımız Rothschild’s Zürafası ki daha açık renkli ve sağda kendileri diğeri de daha esmerce olan soldaki Masai Zürafası.
Ertesi gün Büyük Göç sırasındaki şanslı timsahları ve diğer atraksiyonları görebilmek için tüm günü Masai Nehrinin kenarında beklemeye ayırmıştık. Günün hemen hemen tamamını nehir kenarında Masai nehrinden su içmeye gelen ve Tanzanya tarafına yani Serengeti düzlüklerine geçmeye çalışan zebra, öküz başlı antilop gibi çok ama çok büyük hayvan sürülerini ve onların geçişini bekleyen ve nehirin içinde yaşayan hipopotam ve timsah gibi hayvanları doyasıya izledik. Büyük göç Masai Mara’da izlenmesi gereken en önemli doğa olaylarından ki bence gidiş tarihlerini mutlaka ya Tanzanya tarafından Kenya tarafına ya da Kenya tarafından Tanzanya tarafına doğru geçişin (ki bizim gittiğimiz dönem bu dönemdi) olduğu döneme getirmeniz çok önemli. Örneğin sürüler Tanzanya tarafına geçtiklerinde Kenya’da safari yapmanın neredeyse hiçbir anlamı yok aynı şekilde tersi de doğru. Ağustostan önce Kenyaya gitmek ya da ağustosta Tanzanya’ya gitmek safarinin tatsız geçmesine sebep olabilir.
Aşağıdaki fotoğraf çok tipik ve sıradan görünüyor ancak dikkatli bakarsanız üzerinde küçük noktalar göreceksiniz ve bu size savananın vahşi yaşam bakımından ne kadar zengin olduğu konusunda bir fikir verebilir. Bu arada Masai Nehri’ni topluca geçmek için bekliyorlar.

Hayvanların Masai Nehri’ni geçerek savananın diğer bölgelerine ulaşmaları çok önemli, çünkü yaz aylarında Masai Mara, Tanzanya’daki Serengeti’den daha yeşil oluyor ve hayvanlar büyük sürüler halinde yaşamlarını devam ettirebilmek için nehri geçmeye çalışıyorlar tabi bazı şanssızlar için bu bir son oluyor… özellikle yavrular için…

Çok sakin ve zararsız görünseler de, su aygırları da Afrika’daki en tehlikeli hayvanlardan biri ve her yıl birçok insanın ölümüne sebep oluyor ve bu bilgiyle Naivasha Gölü’nde yaşadığımız macerayı yaşamak ayrı bir heyecan katmıştı safariye…Nakuru ve Naivahsa yazımda bahsettiğim olaydan yaşayarak çıkabildiğimiz için şanslı sayılırız… 🙂 İsminin etimolojisi de ilginç hipopotamın Hippo:At Potamus: Nehir , Nehir Atı yani.

Aşağıdaki arkadaş da zaten bakışından da anlaşılcağı üzere Afrika’nın en tehlikelilerinden her yıl yine birçok Afrikalı çoban bufaloların hışmına uğrayarak ulu manitularına kavuşuyor.













Yorum Yazın