Merhaba...

7 Ağustos 2017 gecesi saat 21.30 da Sabiha Gökçenden İstanbul-Nairobi direkt uçuşunu yapan THY TK-607 sayılı uçağa bindiğimizde, hem yıllardır hayalini kurduğumuz ve sabırsızlıkla beklediğimiz Afrika Safarisini gerçekleştirmeye az kalmış olmasının hem de Kenya gibi uzaktan bakıldığında oldukça tehlikeli gibi görünen bir ülkeye (hem de ertesi günü başkanlık seçimleri yapılacakken,ki olayın ciddiyetinin çok da farkında değilmişiz, olsaydık da gidemezdik sanırım ) 🙂 şehrin en güvenli saati!!! olan sabaha karşı 2.30 civarı inecek olmanın heyecanı… yukarıdaki değil aşağıdaki fotoğraf 🙂

Ama yazının devamında göreceğiniz fotoğraflardaki gibi manzaralar için emin olun alınabilecek bir risk ve eğer her şeyi düşünmüş iyi bir operatör ile gezecekseniz Afrikayı (ki operatörsüz mümkün değil gibi) hiçbir sorun yaşamayacağınıza emin olabilirsiniz. Tabi yine de her an dikkatli olmakta fayda var ki çok değişik hikayeler de duyduk gitmeden başa gelebilecek. En basit örnek mola yerlerinde vs. toplu taşıma değil kendi aracınız dahi olsa asla hiçbir değerli eşya bırakmamanız ki, bir arkadaşımızın birkaç sene öncesinde başına gelmişti bir hırsızlık olayı oradan biliyoruz… ya da geceleri Nairobi caddelerini arşınlamak gibi atraksiyonlardan uzak durmak çünkü şehir gündüz bile tur operatörlerinin, otelin çelik kapılarından araçlarıyla girmeden sizi bırakmak istemedikleri kadar tehlikeli…(eğer operatörler heycean yaratmak istemiyorlarsa tabi…) Bu arada bütün oteller yüksek duvarlar ve duvarların üzerinde elektrikli tellerle çevrili, otele kapağı atana kadar dikkat etmek lazım anlayacağınız…

Kısacası Trip Advisor’dan bol yorumlu iyi bir operatör bulduğunuzda hayatınızın sonuna kadar unutamayacağınız ve herhangi bir yerde yaşayacağınız deneyimle karşılaştırma yapmanın bile mümkün olmadığı bir deneyim yaşayacağınızdan emin olabilirsiniz… Ama asla sivrisineklere karşı sinek kovucularınızı ve malaria ilaçlarını almayı unutmayın… ilaçları buradaki sayfada bulunan iletişim numaralarından randevu alarak temin edebilirsiniz… Kaç gün kalacağınıza bağlı olarak veriliyor ilaçlar ve safari bittikten sonra 1 hafta daha içmeniz gerekebiliyor bazı ilaç türlerini..

NATIONAL GEOGRAPHY belgesellerinin içine girmiş gibi hissettiriyor… Bu arada belgesel çekimlerine de tanık olabilirsiniz Nat Geo’dan teleskop gibi makinalarıyla gelmiş birkaç belgeselci bizim kampta kalıyorlardı…

İlk günü Kenyanın günlük yaşamını, doğasını tarihi ve kültürel miraslarını görmek için Nairobi Ulusal Müzesine ve daha sonra Karen Blixen’in müze haline getirlmiş evine daha sonraysa Rothschild’s Zürafalarını ellerimizle beslemeyebilmek için Zürafa Bakım Merkezine ayırdık. Rothschild’s zürafalarının ismi evet bildiğimiz o aileden birinin adından geliyor. Hem banka sahibi hem zoolog olan Walter ROTHSCHILD bu zürafa türünü ilk defa tanımlamış ve adı da bu amcamızdan geliyor…

Müzedeki arkadaş bişey yapmayacağını söylemiş olsa da pek inanmış görünmüyorum 🙂

Nairobi’nin serin olacağını biliyorduk ama Nairobi bildiğiniz soğuktu. Onlar için meğer kışmış, herkes mont bere atkı falan takılıyo biz o kadar beklemediğimiz için ilk gün uçaktan inip otele gidene kadar baya bi üşümüştük. Ama serin hava şu açıdan iyiydi, sivrisinek neredeyse yok denecek kadar azdı. Aslında Nairobi yüksek olduğu için sıtma tehlikesi olmayan bir şehir ama ne kadar olsa insan şartlanmış gözünüz her yerde sıtma mikrobu taşıyan küçük canavarlar arıyor ama birkaç güne ortama ayak uydurup sıtmayla bağınız sadece aldığınız sıtma ilaçları ve oranıza buranıza sıktığınz sivri sinek kovuvular seviyesinde kalıyor. Bu arada her gördüğümüz sivri sineğin sıtma mikrobunu taşıyan anofel olma ihtimalinin olmadığını, anofelin baya büyük bi sivrisinek türü olduğunu bikaç gün sonra öğrendiğimizde de baya bi rahatlamıştık ama ilaçları gerekli proflaksiyi sağlamaları için düzenli ve atlamadan içmek çok çok önemli, aman dikkat….

Bu çok daha sevimli ve Nairobi’de kesinlikle yapılması gerekenlerden

Kenya’ya gitmeden önce “Out Of Afrika” filmini izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz. Danimarkalı yazar ve Kenya’da zamanında büyük kahve plantasyonları olan Karen BLIXEN’ın hayatı yükselişi ve çöküşünü anlatıyor film ve tabi o zamanların Afrikasını güzel bir sinematografi ile yansıtıyor. Evin etrafı ve evin kendisi çok huzurlu bir ortam ve geceden kalma uçak yolculuğu yorgunluğumuzu biri nebze olsun üzerimizden atmamıza yardımcı oluyor. Kişi başı giriş 13$ ve içerde rehber tutarsanız (ki iyi oluyor boş boş gezmektense) 3$ da o alıyor. Evdeki mobilyaların bir kısmı aslında Karen BLIXEN Danimarkaya dönerken kendisi tarafından götürülmüş ya da daha sonra satılmış. Ama çoğu eşya orjinal ve ev genel anlamda iyi korunmuş haliyle “Out of Africa” ya da Tarantino’nun “Unchained” filmlerinde izlediğimiz kolonyal hayatın içine girmiş gibi oluyorsunuz bir nebze…

Eve güzel bakılmış (para getiriyor sonuçta) ve çevresi çok huzurlu.

Nairobi oldukça büyük bir şehir ve emin olun kesinlikle karşılaşmayı istemeyeceğiniz çok insan var. Nairobide şehir turunu yaptığımız tur operatörü bizi otele getirdiğinde otelin kale gibi korunan kapılarını geçmeden inmemize izin vermemişti ki şehrin ne kadar güvenli olduğunu hemen hemen her otelin etrafındaki yüksek duvarlardan ve o duvarların üzerindeki elektrikli tellerden de anlayabiliyorusunuz. O yüzden gece gezmelerini Nairobi’de yapmayı hiç düşünmedik bile zaten bir önceki gece uçak yolculuğu ve o günkü Nairobi turu oldukça yormuş ve hayatımda ilk defa 8’de çoktan uyumuştum bile…

Rothschil’s Zürafa Merkezi ve Nairobi Ulusal Müzesinde atalarımızı ziyaret 🙂

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.